>Nedendir bilmem ama M. Night Shyamalan’ın filmlerini bir türlü sevemedim. Eğer filmlerinin senaryosunu kendisi yazmak ve casting aşamasına burnunu sokmak yerine, işi profesyonellere devredecek kadar zeki olsaydı; perişan olan kariyeri düştüğü son hallerden çok daha iyi bir seviyede olabilirdi.
Dünya dışı yaşam, istila, bilim kurgu, crop circles vb. konulara muazzam derecede ilgim olmasına rağmen Signs’ı 9 yıl boyunca izlememiş olmamı Shyamalan faktörüne bağlıyorum. Tüm filmlerinde, retinası dondurulmuş uskumru canlılığındaki büyük gözlü ve yuvarlak suratlı çocukların, gerizekalı ebeveynlerinden bile daha zeki olması bir tesadüf müdür bilmem, ama Shyamalan’ın iki çocuk + bir pederli filmine uzun süre burun kıvırmış olmam tesadüf değildir. (Mucize olabilir mi acaba? Hahahaha) Zaten bu adam casting ve karakter örtüştürme mevzusunda öyle yeteneksiz biri ki; Zooey Deschanel’ı bile sevimsiz ve gerizekalı göstermeyi başarabildi. (The Happening’i izlerken kızı öldürmek istediğimi anımsıyorum.)
Dün gece çalışmaktan sıkıldım ve filmi izledim.
Filmin kendisinde; vücuda gelişine seneler olan War Of The Worlds remake’ine muazzam göndermeler var. Zira olayların seyri; orijinalinden çok Spielberg yorumunu hatırlatan bir düzende ilerliyor. Problemli ve annesiz büyüyen çocuklar (abi & kızkardeş), iyi niyetli fakat marazlı baba, uzun süre boyunca uzaylı gösterilmeyerek ayakta tutulan gerilim ve uzaylıların dünyamız yerine, %70′i sudan oluşan bedenimizle ilgilenirken, Allah’ın H2O’su yüzünden götüm götüm kaçması gibi…
Tabii ki filmin bir klasik olmasına engel olan en önemli falsosu da bu su muhabbeti… Uzaylıların belirli bir sebepten ötürü “tahta elementi” ile de problemi olduğunu düşünüyorum. Zira 3 metrelik çatıya 2 saniyede zıplayabilen heriflerin raconunda, tahta barikatları aşmak gibi bir hareket yok. Sanırım bunu kabalık olarak değerlendiriyorlar. Shyamalan’ın yönetmenlikteki en büyük kusuru da bu zaten; çok basit detayları umursamadığı için, durağan kameralar, ilgisiz diyaloglar, anime gözlü çocuklarla yaratmaya çalıştığı büyülü gerilim atmosferi salakça kurgulanan senaryo yüzünden elimizde patlıyor.
Görüntü yönetmenliği açısından oldukça başarılı sahneler içeren, son derece sakin formasyonlu Pensilvanya & Teksas arası aksanı ile sinirleri zıplatan kadın şerifin tüm müdahalelerine rağmen gerilimi belli bir seviyenin üzerinde tutmayı başaran, Bo isimli orijinal çocuk karakterin yanında (“This water is contaminated” repliği çok hoşuma gitti), astım krizi tehdidi ile klişenin böğründe yatan Morgan piçiyle ağzıda kekremsi bir tad bırakan klasik bir Shyamalan filmi Signs. Ama istila filmleri içersinde tek bir sahnesi ile kendine yer ayırmayı biliyor. Eğer bu sahnede gerilmediğinizi, ya da zıplamadığınızı söylerseniz; siz pis bir yalancısınız kuzum!
Yine oldukça başarılı olan bir diğer sahne de bebek telsizi ile uzaylıların konuşmalarını yakalamaya çalıştıkları Station-Wagon bölümüydü… O bölümdeki Nerd muhabbeti, filmin en başarılı diyaloglarını içeriyor bence.
Sonra aklıma gelen bir başka şey de şu;
Bo ve Morgan’ın incelediği Dr.Bimbo’nun Uzaylı Kitabı’ndaki illustrasyon gerçek olsaydı, adıyla müstesna bir finale kavuşacak olan film; resmen bir efsane olurdu.
Eğer senaryo o şekilde ilerleseydi; kitaptaki illustrasyon, yaşanacak şeyler için bir işaret olurdu. Zira ev aynı onların evi gibiydi ve evin dışında 3 ölü yatıyordu. Eğer filmdeki iki ebeveyn ve çocuklardan birinin -muhtemelen Morgan- ölebileceği bir Hollywood’da yaşasaydık, tramvatik psikozlardan ötürü hastaneye kaldırılmamızın sebebi kötü senaryolar değil, kötü bilinçaltı çarpılmaları olurdu… Bu arada o illustrasyonlar yönetmenin kızı Saleka Shyamalan tarafından çizilmiş.
Filmin James Newton Howard tarafından Psycho, The Twilight Zone ve Close Encounters of the Third Kind’tan esinlenerek bestelenen Score’u ve yayınlanan ilk Theatrical Trailer’ı da 2000′lerin klasiklerinden sayılır. Mutlaka dinleyin.

>Shymalan'ın kariyerinde ki iyi olan birkaç filmden biri.Shymalan onunda kredisini bitirdi.Son Hava Bükücü faciasından sonra üstelik..